![]() "DUA Ve/VeYa HAYAL DEFTERİ.." Peygamber Efendimiz asm ve Dedesi AbdulmuttalipAbdulmuttalib Dedenin Peygamberimiz (a.s.)ın Üzerine Kanat Gerişi Abdulmuttalib Dede; babasız ve anasız kalan torununu yanına alıp şefkatle bağrına bastı. Oğullarından hiçbirine göstermediği şefkati ona gösterdi. Onun üzerine kanat gerdi, titredi durdu. Abdulmuttalib Dedenin; uyurken veya odasında yalnız iken, yanına hiç kimse giremez,Kabe'nin Hicr'inde serili minderine de, kendisinden başkası oturamazdı. Fakat, Peygamberimiz (a.s.) dedesinin yanından hiç ayrılmaz; odasında yalnız olduğu, uyuduğu sırada bile, dedesinin yanına serbestçe girer çıkardı. Kabe'nin gölgesinde serili minderin üzerine-babalarına tazim ve saygılarından dolayı-oğullarından hiçbiri oturmaz, çevresinde dururlarken; Peygamberimiz (a.s.) gelip dedesinin minderine serbestçe otururdu. Amcalarının, kendisini minderden çekmek için tuttuklarını gördüğü zaman, Abdulmuttalib: "Bırakınız oğlumu!Vallahi, onun büyük bir hal ve şanı vardır!" der, minderinin üzerinde yanına oturtup sırtını eliyle sıvazlar, o ne yapsa hoşuna giderdi. Peygamberimiz (a.s.), yine bir gün, dedesinin Hicr'de serili minderinin üzerine oturmuş, bir adam çekip kendisini minderden kaldırınca, ağlamaya başlamıştır. Abdulmuttalib: "Oğlum ne için ağlıyor?" diye sordu. "Mindere oturma isteğine engel olundu!" dediler. Abdulmuttalib: "Bırakınız oğlumu! Minderin üzerine otursun! Herhalde o, kendisinde bir şeref duyuyor. Onun ne kendisinden önce geçmiş, ne de sonradan gelecek hiçbir Arab'ın erişemeyeceği bir şerefe ereceğini umuyorum!" dedi. Abdulmuttalib Dede bu sevgili torununu yanına almadıkça yemek yemez; "Oğlumu yanıma getiriniz!" der, yanına getirtirdi. Yemeği getirildiği zaman da onu yanına alır, bazan da dizine oturtup yemeğin en nefisini hep ona yedirir, o gelmedikçe yemeklere el sürmez, onun gelmesini bekler, sırtını sıvazlar, başını ve ağzını öper, sözleri ve hareketleri hep hoşuna giderdi. Edep ve terbiyesine de çok dikkat ederdi. Peygamberimiz (a.s.), sekiz yaşına kadar, yani Abdulmuttalib dedesinin vefatına kadar, onun yanında kaldı. Müdlic Oğullarının Peygamberimiz (a.s.) Hakkındaki Teşhisleri Peygamberimiz (a.s.) bir gün çocuklarla oyuna dalarak Redm'e kadar varıp dayanmışlardı. Orada, Müdlic oğullarından bir cemaat, Peygamberimiz (a.s.)ı yanlarına çağırdılar. Kendisinin iki ayağına baktılar ve izini izlediler. O sırada, Abdulmuttalib'le karşılaşıp kucaklaştılar. Abdulmuttalib'e: "Bu çocuk senin neslinden midir?" diye sordular. Abdulmuttalib: Müdlic oğulları: "Onu iyi koru! Çünkü, biz, Makam'daki ayak izine bununkinden daha çok benzeyenini görmedik" dediler. Abdulmuttalib, oğlu Ebu Talib'e: "Bak! Bunlar ne söylüyorlar? İşit!" dedi. Bunun için, Ebu Talib, Peygamberimiz (a.s.)ı titizlikle korur dururdu. Müdlic oğulları; kıyafet, alâmet ve ayak izlerinden anlamaktaki maharetleriyle tanınırlardı. Makam-ı İbrahim, üzerinde İbrahim (a.s.)ın iki ayağının izi bulunan mübarek bir taş olup, Kur'ân-ı Kerîm'de de "Makam-ı İbrahim" diye anılır. Necran Uskufunun Peygamberimiz (a.s.) Hakkındaki Teşhisi Abdulmuttalib, bir gün, Kabe'nin yanında, Hicr'de oturuyor, kendisinin dostu olan Necran uskufu da yanında bulunuyordu. Uskuf, söz arasında: "İsmail oğullarından gelecek olan son peygamberin sıfatını kitablarda bulduk. Kendisinin doğum yeri burasıdır. Sıfatları da şöyledir, şöyledir" diyerek onları birer birer saydığı sırada, Peygamberimiz (a.s.) oraya geliverdi. Uskuf ona baktı. Onun gözlerine baktı, arkasına baktı, ayaklarına baktı da: "İşte o, budur! Bu çocuk senin neslinden midir?" dedi. Abdulmuttalib: "Oğlumdur" dedi. Uskuf: "Biz onun babasını kitablarda sağ bulmadık!?" dedi. Abdulmuttalib: "O, benim oğlumun oğludur! Bu daha doğmadan, annesi buna hamile iken, babası vefat etmişti" deyince, uskuf: "Şimdi doğrusunu söyledin!" dedi. Abdulmuttalib, oğullarına: "Kardeşinizin oğlunu iyi koruyunuz! Onun hakkında söylenilen şeyi işitmiyor musunuz?" dedi. Abdulmuttalib Dedenin Peygamberimiz (a.s.) Hakkında Ümmü Eymen'i Uyarışı Peygamberimiz (a.s.)ın dadısı Ümmü Eymen Bereke derki: "Resûlullah (a.s.)a bakarken, bir gün, dalmışım, onun yanımdan uzaklaşıp gittiğini bileÂmemişim. Abdulmuttalib birdenbire başucuma dikildi. 'Buyur!' dedim. 'Oğlumu nerede buldum, biliyor musun?' dedi. 'Oğlumdan gaflet etme!Onu sidre ağacının yakınında, çocukların yanında buldum.Kitab Ehli olanlar [Yahudiler ve Hıristiyanlar], bu oğlumun bu ümmetin peygamberi olacağını söylüyorlar.Ben oğluma onların zarar vermeyeceklerinden emin değilim1 dedi ." Peygamberimiz (a.s.)ın Kaybolan Develerini Bulup Getirişi Kindir b. Saîd, babası Saîd'den; Betiz b. Hakîm'in babasının da, dedesi Muaviye b. Hayda'dan görgüye dayanan rivayetine göne, demişlerdir ki: "Cahiliye devrinde yaptığım hacda,Beytullah'ı tavaf ettiğim sırada, bir adam gördüm ki,hem Beytullah'ı tavaf ediyor,hem de: 'Ey Rabbim! Muhammed'i bana geri çevir!1 diyerekyalvanyordu. 'Kim bu?' diye sordum. 'Abdulmuttalib b. Hâşim'dir.Bu, KureyşÃ®lerin seyyidi ve seyyidinin oğlu Abdulmuttalib b. Hâşim b. Abdi Menaf'tır1 dediler. 'Muhammed, bunun neslinden midir?' diye sordum. 'Oğlunun oğludur ve o, kendisine insanların en sevgilisidir. Kendisinin pek çok develeri vardır. İçlerinden birisi kaybolunca, onu aramaya oğullarını göndermişti. Oğullarının dönüşleri gecikince,kaybolan deveyi aramaya oğlunun oğlunu da göndermişti. Onu hiçbir işe göndermezdi ki, o onu başarmam iş, getirmemiş olsun.Fakat, bu sefer o da gecikÂti, eğlendi kaldı1 dediler. Aradan çok geçmeden,daha bulunduğum yerden ayrılmadan,torunu peygamberMuhammed (a.s.) deve ile çıkageldi Abdulmuttalib onu kucaklayıp bağrına bastı. 'Yavrucuğum!Ben sana öyle üzüldüm ki, ben hiçbir şeye bunun kadar üzülmem isimdir. Vallahi,ben bir daha seni hiçbir hacete göndermeyeceğim.Bundan sonra, seni hiçbir zaman yanımdan ayırmayacağım' dedi." Abdulmuttalib Dedenin Vefatı Peygamberimiz (a.s.)ın dedesi Abdulmuttalib; Fil Vak'asından sekiz yıl sonra ölüm döşeğine düştü,ki o zaman kendisi seksen iki yaşında,Peygamberimiz (a.s.) da sekiz yaşında bulunuyordu. Abdulmuttalib Dede, öleceğini anlayınca, kızlarını başına topladı. Onlara: "Vefatımdan sonra, hakkımda söyleyeceğiniz mersiyeleri, ölmeden, bir dinleyeyim bakayım!" dedi. Bunun üzerine, kızları, söyledikleri birer şiirle babalarına ağıt yaktılar. Yakıp dinlettikleri ağıtlarda onun üstün soylu, güçlü, boylu boslu, açık alınlı, güzel yüzlü, doğru sözlü, iyi huylu, cesaretli, adaletli, cömert, iyiliksever, saygıya ve boyun eğilmeye değer, şerefli, şanlı, her fazilet kendisinde toplanan, boşluğu doldurulamayacak olan, temelli kalmak şeref ve şanla olacak olsa kendisi dünyada temelli kalabilecek olan bir zât olduğunu dile getirdiler. Abdulmuttalib Dede vefat edince, Kureyşliler onun cesedini, hürmeten su ile ve sidr ağacının yaprağı ile yıkadılar ki, o zamana kadar Kureyşlilerden hiçbir kimsenin ölüsü sidrle yıkanmış değildi. Kendisi; kefen olarak, Yemen hüllesinden, bin miskal altın değerinde iki kat hülleye sarıldı. Kefenine de, misk sürüldü. KureyşÃ®ler, besledikleri derin sevgi ve saygılarından dolayı, onun cenazesini günlerce eller üzerinde taşıdılar. Abdulmuttalib Dede; Hacun kabristanına,dedelerinden Kusayy'ın yanına gömüldü. Peygamberimiz (a.s.); dedesinin cenazesini, Hacun kabristanına kadar, ağlayarak takip etti. Peygamberimiz (a.s.)ın dadısı Ümmü Eymen Bereke: "O gün, Resûlullah (a.s.)ı gördüm. Abdulmuttalib'in tabutunun arkasından ağlıyordu!" demiştir. "Abdulmuttalib'in ölümünü hatırlayabiliyor musunuz?" diye sorulduğu zaman, Peygamberimiz (a.s.) da: "Evet! O zaman ben sekiz yaşlarında idim!" buyurmuştur Abdulmuttalib Dedenin arkasından ağlandığı kadar, hiç kimseye ağlanmam ıştır. Mekke çarşısı onun ölümünden dolayı günlerce açılmamış, kapalı tutulmuştur. KureyşÃ®ler; Ka'bb. Lüeyy'e tazimlerinden dolayı, onun ölüm tarihini, Fil yılına kadar, tarih başlangıcı edinmişlerdi. Sonra da, Abdulmuttalib'in ölümünü tarih edindiler. KureyşÃ®ler, Abdulmuttalib'e "İkinci İbrahim" derlerdi. Kendisi ahirete, ahiret ceza ve mükâfatına inanır; "Vallahi, şu dünyanın arkasında bir dünya daha vardır ki, iyilik edenler orada iyiliklerinin mükâfatını görecekler, kötülük edenler de orada kötülüklerinin cezasını çekeceklerdir!" derdi. Beytullah'ı çok çok tavaf eder,Haram olan ayların dokunulmazlığını son derecede gözetir, hac mevsiminde hacılara mallarının en iyisinden infakta bulunurdu. Dağ başlarında da, vahşi hayvanların, kurtların, kuşların karınlarını doyururdu. Kaybolan Zemzem kuyusunu ortaya çıkardıktan sonra, kuyunun başına yaptığı havuza Zemzem doldurup, Mekke halkına ve hacılara Zemzem suyu içirirdi. Ayrıca, develerinin sütünü balla karıştırarak hacılara ikram ettiği gibi, kuru üzüm satın alıp Zemzemle hoşaf yaparak içirdiği de olurdu. Abdulmuttalib Dede, Kureyşlerin hakimlerindendi. İçkiyi ve zinayı yasaklamıştı. Zina yapanı, kamçılatarak cezalandırırdı. Oğullarına, ahlaki faziletleri emir ve tavsiye ederdi . - 8.5.2008 - sen de bir iz bırak.)
|
"Döküver içini bu yerlerin Rabbine.. Döküver ki hep üzerine rahmetler ine, Rahmete dönüşür,Ona ulaşan ah-u vah!" ******************** Az ye,az uyu,az iç, Ten mezbelesinden geç, Dil gülşenine gel göç, Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler.! Arif onu seyreyler. ******************** KURAN KERİM-Abu Bakr Al-Shatery *ANANE SAYFA
![]()
- Dünya Mehdi-i Azam Dönemine Girmiştir! - Allah'ın Yolundan Alıkoyma - Zerre risalesi-zerratın harekatındaki vazife ve hikmetleri-4.kısım - HZ Mehdi ile İlgili Hadisler - Medenilere Galebe Çalmak..4 - Medenilere Galebe Çalmak..3 (devam) - Medenilere Galebe Çalmak..2 (devam) - Medenilere Galebe Çalmak..1 - Vahiy ve Vahiy Tarzları-Efendimiz -sav-e Vahyin Gelişi devamı - Vahiy ve Vahiy Tarzları-Efendimiz -sav-e Vahyin Gelişi ![]() Arkaplanını Sen Belirle
| ||||||||||||||||

nErEyE GİDİYORSUNN:
peki kal sağlıcakla..
Allah'a emanet ol.
