"DUA Ve/VeYa HAYAL DEFTERİ.."

EN GÜZEL İSTEME ŞEKLİ


Cenâb-ı Hak, hem Sultân'dır, hem Rab'dır. Rahmetiyle her bahar mevsiminde hazîneler veriyor.

Rabbimizden isteyelim. Neyle isteyelim? O'nu medhederek isteyelim. En güzel isteme şekli budur. Medhetmenin de en mükemmel şekli Fâtiha-i Şeriftir. Medih, bizzat kendisi duadır. Bu kâinat hazînesini açacak anahtar "Elhamdülillah" kelimesi ile başlamaktadır. Onun için "Elhamdülillah" ile istemek lâzımdır.

Şimdi de, her namazda ve her rek'atta tekrarladığımız Fatiha sûresinin kısa ma'nâsına ve onun evveli olan Besmele-i Şerîfe'ye bakalım

İnsânın iki çeşit ibâdeti vardır. 1. Gaibâne, 2. Hâzırâne... Namazda bu iki çeşit ibâdet de mevcûddur. İnsân namazın içerisinde bu iki çeşit ibâdeti de yapmaktadır.

İnsân namazda evvelâ, "Eûzü billahi mine'ş-şeytânirracîm" demekle büyük düşman olan şeytândan Allah'a sığınır. "Seni sevmeyen düşmandan kaçtım, Sana sığındım" der.

Besmeleden "İyyâke na'büdü'ye kadar gâibâne ibâdet eder. Medh ü sena eder. "İyyâke na'büdü'den "Gayri'l-mağdûbi aleyhim"e kadar hitâb makamıdır. Namazdaki inşân, doğrudan Cenâb-ı Hak'la muhâtab olmakta, "Yalnız Sana ibâdet ederiz", "Yalnız Sana sığınırız" demektedir.
O son kısım da ikiye ayrılmaktadır: 1. Doğrudan doğruya hi-tâbtır: "İyyâke na'büdü ve iyyâke nestaîn" diyerek. Diğeri ise münâcattır, yalvarmaktır.

Besmele-i Şerîfe'deki "Allah'dan murâd nedir? Allah: "Ma'bûd" demektir. Ma'bûdun ma'bûd olabilmesi için; kânun yapma salâhiyyetine sâhib olması lâzım. O zaman o Mâ-bûd'un ismi "Hâkim" olur. Kânuna bütün ahâlinin itaat etmesiyle de ismi "Ma'bûd" olur. Bu iki ma'nânın toplamıyla ismi "Allah" olur.

Allah'ın Allahlığını âleme kabul ettirmesi gözle görülüyor. Nedir o? Âleme bir kânun koymuş: Fıtrî kânun. Bir de insânın vücûduna kânun koymuş: Ene... O konulan kânunlara karşı bütün mevcudat itaat eylemiş. Kimse isyan etmez. Hem kânunu koyan Allah'tır, hem kânuna karşı bütün mahlûkâtı dize getiren yine O'dur. Öyleyse, bu âlemde görülen bu hâl isbât ediyor ki; perde-i gayb arkasında bir Ma'bûd-i bilhak var. Onun adı ise Allah'tır (Celle celâlühû). Vâcibü'l-Vücûd'dur. Bunu neyle isbât edeceğiz: Âlemde işleyen bir kânun var. O kânuna karşı itaatin varlığını neyle isbât edeceğiz: Kâinattaki tesânüd (dayanışma), teânuk (işbirliği içerisinde kucaklaşma), teâvün (yardımlaşma) bunun delîlidir.
Yağmur ve güneş yerin imdadına koşmaktadır. Yıldızlar yerin imdadına gelmektedir. Bütün otlar hayvanların imdadına koşturuluyor. İnşânın yediği yemekler vücûda girdikten sonra bütün hücrelerin imdadına koşturulmaktadır.

Kâinatta bu şekilde büyükten küçüğe bir yardımlaşma var. İşte bu yardımlaşmaya "Bismillah" kelimesi işaret etmektedir. Hepsini birbirinin yardımına koşturan Allah 'tır... Çünkü, Hâkim-i Âlem "bir" olmazsa, eğer o kânun bir Zât'tan sudur etmezse, eğer âlem de o kânuna itaat etmeseydi, âlem birbirinin imdadına koşmazdı. Bir tek âmirin emriyle birbirinin imdadına koşuyorlar. İşte inşân şu noktaya bakıp tefekkür etmekle mükelleftir.

Kâinattaki tesânüd, tecâvüb (cevâb vermek), teânuk (birbirinin boynuna sarılmak, kucaklaşmak), teâvünden doğan bir sır var. O da nizâm-ı âlemin bir olmasıdır. O nizâmın arkasından hâkimiyyet görünüyor. Hâkimiyyetin arkasından bir tek Ma'bûd'a itaat görünüyor. Onun arkasından bir tek Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd'un Ma'bûdiyyeti ve Hâkimiyyeti görünür ki, bu iki vasfa hâiz Zât'ın adı "Vâcibü'l-Vücûd" denilen ALLAH' tır.


RAHMAN: Cenâb-ı Hak Rahmandır, yâni Rezzâk'tır. Rahman ismiyle Arş'ın üstüne tecellî ediyor. Bütün âlemdeki tecelliyât Rahman isminin tecellîsinden geliyor. Ve bütün bu Arş'ın üstündeki tecelliyât-ı Rabbâniyyenin netîcesi, küre-i Arz'daki mahlûkâtın rızkıdır. Güneş pervane gibi döner. Yıldızlar döner. Bu âlemdeki çarh-ı deveranın netîcesi; küre-i Arz'daki inşân, hayvan, ot (dört yüz bin çeşit hayvan ve bitki) için hazınlanıp getirilen rızıktır. Her birisinin silâhlan, elbiseleri, rızıkları ayrı ayrıdır. Demek birisi var, dört yüz bin çeşit mahlûkâtın bütün ferdlerinin, suyunu, yiyeceğini, elbisesini, silâhını veriyor. Sonra da ölüyorlar...
Ayı avı yiyor, vücûdunda yağ oluyor; kışın altı ay onu idare ediyor. Bitkiler ve hayvanlar bu şekilde rızıkça da birbirlerine benzemiyorlar. İşte "BismillâhirRahmân" kelimesindeki 'Rahman" buna işaret etmektedir.

RAHİM:
Şefkatli demektir. Ucu inşâna dayanıyor. Bütün mevcudat inşâna hizmet eder. Bütün âlemîn inşânı tanıması mümkün olmadığına göre, demek inşânı tanıyan bir Zât, âlemi ona hizmetkâr ediyor. Bütün âlemi inşânda toplamış. Bin bir isminin tecellîsine mazhar etmiş. Ebedî âlemi de insâna hizmetçi etmiş ve onu Cennet'e da'vet etmiş.

İnsânın bütün arzuları bu dünyâda tatmîn olmamaktadır. Demek, inşân ebede namzettir. Namazın içindeki âbid, hamde başlıyor, "Elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn" diyor. Böylece Fatiha'yı okuyor. Bu mübarek sûrenin cümlelerine bakalım:

"Rabbü'l-Âlemîn" (Bütün âlemleri terbiye eden, tedbirini gören, besleyip büyüten.}. Yani zerreden güneşe kadar herşeyi yoktan var etti. Herşeyi yavaş yavaş kemâline kavuşturdu. Kemâline kavuşturduktan sonra öldürüp âlem-i âhirete gönderir. Kâinatta tekâmül kânunu vardır. Kemâline kavuşturduktan sonra her şey ölür. Öyleyse bütün âlemi vücûdça, rızıkça, kemâlâtça terbiye e-den bir "Rab" var, o da Allah'tır.

"Errahmânirrahîm"
: Daha önce Rahman ve Rahîm'm ne ma'nâya geldiğini görmüştük.

"Mâlikî yevmü'ddîn" (Din gününün, her amelin karşılığının verildiği âhiret gününün sahih ve Mâlikidir.)-. Hakkın bâtıldan ayrılacağı ceza gününün sahibisin. Mü'minleri Cennetle, kâfirleri Cehennem'le cezalandırırsın.

Buraya kadar "gaibâne bir muamele" ile Allah'a sığındın... Bu gâibâne muamele bittikten sonra düşünüyorsun: Allah, Rahman, Rahîm...

"İyyâke na'büdü": Sana ibâdet ediyoruz. "SANA" diyorsun. "Na'büdü" (Biz ibâdet ediyoruz) diyor. Âlemle, ehl-i tevhîdle, zerrât-ı vücûdumla beraber... "Sana" diyor. Görür gibi hitâb ediyor. Esmanın Müsemmâsıyla konuşuyor.

"İyyâke nestaîn": Rızkımızı Senden istiyoruz. Sana sığınıyoruz.

"İhdina's-sırâta'l-müstakîm": Bizi Sırat-ı müstakime hidayet eyle. Cennet'e kavuşturucu yola kavuştur.

"Sırâtallezîne en'amte aleyhim":
O da, peygamberlerin, sıddıkinlerin, şehitlerin ve sâlihlerin yoludur.

"Gayri'l-mağdûbi aleyhim": Gazaba uğrattığın Yahûdîlerin yoluna değil...

"Veleddâllîn":
Senin doğru yolundan sapmış Hıristiyanların yoluna da değil...

Demek ki namaz neymiş? Bir mü'min namaza durduğu zaman ne yapmış, ne demiş olmaktadır? İlk önce; bütün kâinatın rızkını veren, âlemin ve insânın rızkını veren, mü'minlere Cennet gibi bir nimeti hazırlayana karşı "Allahu Ekber" diyerek, sağ eliyle dünyayı,sol eliyle ahireti arkasına atarak tekbir ile el bağlamaktır.


Gençliğin İlmihali-Burhan Bozgeyik.

09:00 - 18.10.2008 - sen de bir iz bırak.)

Son Sayfa Sonraki Sayfa


..

"Döküver içini bu yerlerin Rabbine..

Döküver ki hep üzerine rahmetler ine,

Rahmete dönüşür,Ona ulaşan ah-u vah!"

********************

Az ye,az uyu,az iç,

Ten mezbelesinden geç,

Dil gülşenine gel göç,

Mevla görelim neyler,

Neylerse güzel eyler.!

Arif onu seyreyler.

********************


KURAN KERİM-Abu Bakr Al-Shatery




*ANANE SAYFA


*ÇOK KISA CV


*ZAMAN MAKİNASI(sadece geçmişe gider.. nam-ı diğer ARŞİV)

*Bağlantılar*

http://www.tahsiye.com


Muhammedilerin İlim Yurdu

Risale-i Nur Külliyatı Arama




*SON YAZILARRR*

- İKİNCİ MEYVE
- Saltanat Allah'a şahit, göklerin ve yerin orduları Allah'
- Müstehap Dualar
- İttihad-ı İslam
- Nikah ve Düğün
- Aile ve Ahirzaman
- EN GÜZEL İSTEME ŞEKLİ
- ÖLÜMÜ ANMAK HAKKINDA HADİSLER
- A'LA SURESİ 4. ve 5. AYET-İ KERİME'LERİN TEFSİRİ
- HADİS-İ ŞERİFLERDEN SEÇMELER
- BİDA'T HAKKINDA
- Ana Baba Ve Eğitimcilerin Yapmaları Gereken Vazifelerle İlgili E
- DÜNYADAN YÜZ ÇEVİRMEHAKKINDA HADİSLER
- NEFSİN TERBİYESİ HAKKINDA HADİSLER
- NEFSİN TERBİYESİ HAKKINDA HADİSLER-1

*******

Arkaplanını Sen Belirle

ZEMIN RENK
SON DAKİKA HABERLERİ

************************ **************************

****************************

BİR HADİS.)

****************************
***************************
Türkçe - ingilizce Sözlük
ç - ý - ð - ö - þ - ü
Kelime:
Türkçe'ye ingilizce'ye

nErEyE GİDİYORSUNN:

peki kal sağlıcakla..

Allah'a emanet ol.


Cursors