Hava Zerresinin Mahiyeti ve Hüve Nüktesi


HAVA UNSURU,EMİR VE İRADE-İ İLAHİYYENİN ARŞIDIR


Dört unsurdan her biri,Rububiyyet-i İlahiyye noktasında bir nev'i arş,yani tasarrfuf merkezidir. mesela,hava,emir ve irade arşı; güneş, ilim ve hikmet arşı; toprak, hıfz ve ihya arşı; su ise, ihsan ve rahmet arşıdır.

Nitekim Müellif (ra), bu dört arşı şöyle ifâde etmektedir:

" Mahlûkât-ı Arzıyyeyi Rubûbiyyeti noktasında, havayı emir ve irâdesine bir nev 'i arş, ve nur unsurunu ilim ve hikmetine diğer bir arş, ve suyu ihsan ve rahmetine başka bir arş, ve toprağı hıfz ve ihyâsına bir çeşit arş yapmış. O arşlardan üçünü, mahlûkât-ı Ar-zıyye üstünde gezdiriyor."-'Mektûbât, 24, Mektûb, s.286

Hava unsurunun emir ve irâde-i İlâhiyyenin bir arşı olduğunu, birkaç misâl ile îzâh edceğiz:

1 - Hava zerreleri, irâde-i İlâhiyye ile evâmir ve nevâhî-yi Rab-bâniyyeyi tebliğ eder.

2 - Sesler, irâde-i İlâhiyye ile hava vasıtasıyla etrafa neşrolunur.

3 - Güneşin ışığı, hararet, bürûdet, elektrik, cazibe ve dâfıa gibi şâir latîf maddeler irâde-i İlâhiyye ile hava vasıtasıyla naklolunur.

4 - Bulutların sevkı ve yağmurun nüzulü irâde-i İlâhiyye ile hava vasıtasıyla olur.

5 - Nebatatın telkihi irâde-i İlâhiyye ile hava vasıtasıyla olur.

6 - Zîhayâtlar irâde-i İlâhiyye ile hava vasıtasıyla teneffüs eder.

Ve hâkezâ bütün bu işler, hava unsurunun, emir ve irâde-i İlâhiyyenin arşı olduğunu isbât ediyor. Çünkü câmid ve câhil ha­va unsurunun izn-i İlâhî ile yaptığı bu hârika işler, ancak emir ve irâde-i İlâhiyyenin hava zerrelerindeki tasarruf ve tecellîsinin bir neticesidir.

Evet, emir ve irâde-i Rabbâniyye, âlemin her yerinde cereyan ediyor. Fakat, o emir ve irâde-i Rabbâniyyenin tecelliyâtı, her bir hava zerresinde ilmen ve maddeten daha zahir ve daha bahir bir
surette görünüyor.

Zîrâ, bütün evâmir-i teklîfiyye ve evâmir-i tekvî-niyyenin teblîğ ve icrası hava vasıtasıyla oluyor. Bundan dolayı hava unsuru, emir ve irâde-i İlâhiyyenin bir arşı olmuştur.
Demek Zât-ı Zülcelâl, bütün irâde ve emirlerini hava vasıtasıyla mahlûkâtına ulaştırıyor ve o evâmîrin icra ve tatbikinde de en fazla hava unsuru vazîfe alıyor.


HAVANIN HER BİR ZERRESİ, BÜTÜN ESMA VE SIFÂT-I İLÂHİYYENİN TECELLÎSİNE ÂYİNEDİR

Her bir hava zerresinde "irâde" sıfatının tecellîsi esâs olmakla beraber; "hayât, ilim, sem', basar, kudret, kelâm " gibi sıfatların tecellîleri de mevcûddur. Çünkü sıfat-ı İlâhiye biri birisiz olmaz. Yedi sıfât-ı İlâhiyye de bin bir ism-i İlâhîyi tazammun eder. Öyle ise hava unsurunda bin bir ism-i İlâhînin tecellîsi vardır. Zîrâ hava unsuru, yaptığı vazîfe diliyle bunu isbât ediyor. Şöyle ki:

Her bir hava zerresi, izn-i İlâhî ile hem âlemde cereyan eden ses ve suretleri bir anda içine alıp kaydediyor, hem de aldığı ses ve sureti bir anda sâir hava zerrâtına naklediyor. Dolayısıyla Müellif (ra)ın da beyân ettiği gibi her bir hava zerresi, izn-i İlâhî ile hem âhizelik, hem de nâkılelik vazifesini îfâ ediyor. Her bir hava zerresi, bant gibi dönüyor. Kâinatın yaratılışından kıyamete kadar mev­cudatın suret ve şekilleri, ses ve dilleri her bir hava zerresinin içine giriyor.


HER BİR HAVA ZERRESİ İZN-İ İLÂHÎ İLE ÂLEMDEKİ SES VE SURETLERİ KAYDEDİYOR

Evet, her bir hava zerresi, izn-i İlâhî ile koca âlemi içine al­maktadır. Kâinatın yaratılışından bugüne kadar gelip geçen bütün mahlûkât rengiyle, resmiyle, şekliyle, sesiyle havanın bir tek zerresinde derc edildiği ; yer, gök ve içindekilerin ses ve suretleri bir tek hava zerresinde tersim edildiği gibi; kıyamete kadar gelecek mah­rukatın ses ve suretleri de izn-i İlâhî ile bir tek hava zerresinde dere edilebilir. Meselâ; her bir hava zerresinde, emr-i İlâhî ile Haz-reti Âdem (as)'m sesi kaydedildiği gibi, Hz. Muhammed (sav)'m sesi de dere edilmiştir. Hem sesleri ile beraber şekil ve suretleri de mevcûddur.

Bir tek hava zerresinin içinde âlemdeki ses ve suretlerin kay­dedildiğine delîl; radyo, televizyon, telsiz ve telefondur. Dünyânın en uzak mesafesinde bulunan bir şahsı, radyo, televizyon, telsiz ve telefon vasıtasıyla yanımızda hâzır buluyoruz. Suretini görüp, sesi­ni işitebiliyoruz. O şahsın ses ve suretini bize ulaştıran, hava zer­releridir, o cihazlar değildir.

Evet, avam bilmese de ehl-i fen bilir ki; âlemdeki ses ve suretlerin îsâline izn-i İlâhî ile sebeb olan, radyo ve televizyondaki o küçücük ve gözle görülmeyen hava zerreleridir. Yoksa sâdece o maddî âletler değildir. Zîrâ o ses ve suretler, radyo ve televizyondaki o hava zer­resinde kaydedilmiştir. Âlet ise, konuşan şahsın ses ve suretini bu­lunduğu yerden alıp getirmiyor. Belki radyo ve televizyon içinde bulunan o hava zerresinde o şahsın ses ve sureti kaydedilmiştir. Elimizdeki bu âletler ise, sâdece o ses ve sureti canlandırıyor.

Câmid ve câhil olan bir zerre müstakıllen bu işi yapabilir mi? Elbette hayır! O halde hava zerresi, nihayetsiz ilim ve hikmet, emir ve irâde sahibi bir Zâtın me'mûrudur. O'nun emri ve izni dâiresinde hareket eder. Doğrudan doğruya o şeklin görülmesi, o sesin işitilmesi Vâcibü'l-vücûdun esma ve sıfatının tecelliyâtını, husûsan irâde sıfatının tezahürünü gösteriyor.

Demek bu koca âlemdeki sesleri ve suretleri izn-i İlâhî ile alıp göze gösteren, kulağa işittiren, radyo ve televizyondaki o ufacık hava zerreleridir. Maddî cihazlar bulunmak kaydıyla o hava zerrelerinde mevcûd suret ve sesleri görüp işitebiliyoruz. Hava  zerratına bu mu'cizâne işleri gördüren Cenâb-ı Hakk'ın "Semi',Basir,Alim,Kadîr, Mürîd" gibi esmâ-i hüsnâsıdır.

HAVA ZERRELERİNİN BAŞKA VAZİFELERİ VAR MI?

Hava zerrelerinin vazifesi sâdece bunlar mı? Elbette hayır. Belki her bir hava zerresi, daha pek çok vazifeler görmektedir. Meselâ; nebatatın telkihine; zîhayâtm teneffüsüne; elektrik, ziyâ, burûdet ve hararetin îsâline; bulutların sevk ve idarelerine; motorlu taşıtların ve yelkenli gemilerin seyir ve seyahatine ve hâkezâ pek çok fiillere izn-i İlâhî ile sebeb oluyor.

Hiç mümkün müdür ki; havanın her bir zerresi, hem dünyâdaki bütün sesleri duysun; hem bütün sesleri ve suretleri alıp diğer zerrelere nakletsin; hem bütün dilleri ve şiveleri bilsin; hem seslerin ve ziyanın îsâline sebeb olsun; hem nebatatın telkihine ve zîhayâtın  teneffüsüne medar olsun; hem bulutların sevk ve idarelerine vesîle olsun; hem motorlu taşıtların ve yelkenli gemilerin seyir ve seyahatine vâsıta olsun. Bütün bunlar gibi binler vezâifı bir anda şaşırmadan ve karıştırmadan yapsın. Elbette hiçbir akl-ı selîm sahibi bu hârika işleri o zerreye havale edemez, bütün bu işler câmid ve câhil zerrenin işi olamaz.

Havanın bir tek zerresi bir anda bu kadar işi nasıl yapabilir? Bir zerre içinde âlemdeki bütün ses ve suretler nasıl mevcûd olabilir? Bütün bu hârika işlerin vücûd bulabilmesi, ancak üç yoldan biri ile mümkün olabilir:

Birinci Yol: Havanın her bir zerresinin dünyâdaki bütün sesleri duyabilecek bir kulağı, bütün eşyayı görebilecek bir gözü, bütün ses ve suretleri bilip hıfzedebilecek bir hafızası bulunmak, adetâ Cenâb-ı Hakk'a âit bütün sıfatları o bir tek hava zerresinde kabul etmek lâzım gelir. Çünkü yapılan işler, bütün bu sıfatların mahsû­lüdür. Hava zerresinde ise bu sıfatların bulunmadığı bedîhîdir. Öy­le ise bu yol aklen muhaldir.

İkinci Yol: Bütün dünyâda mevcûd telsiz, telefon, radyo ve televizyonların merkezleri, santralleri, ahize ve nâkile âletleri ve cihazları, o gözle görünmeyecek derecede küçük hava zerresinde bulunmak lâzım gelir. Zîrâ o ses ve suretler, o âletler vasıtasıyla te­zahür etmektedir. Küçücük bir hava zerresinde bu kadar âlet ve makinelerin varlığını kabul etmek ise aklen muhaldir. Demek bu iki yol dahi aklen mümteni’dir.

Üçüncü yol: belki hayat unsuru,bütün zerratıyla nihayetsiz ilim ve hikmeti,nihayetsiz irade ve kuvvet bulunan bir Zat-ı Zülcelal’ in emirber  neferi hükmündedir. O’na intisab ve istinad ile ,Halı kının izniyle ve kuvvetiyle hareket eder. Semi’ ve Basir, Alim ve Hafiz,Kadir ve Mürid bir Zat-ı Vacibü’l-Vücud’un esma ve sıfatının tecelliyatını bedaheten gösterip i’lan eder. Tevhid-i Hakikiyi ifade eden bu yol ise :aklen zaruri ve gayet kolaydır.

Kaynak:Hüve Nüktesi Şerhi.

Yorum Yaz