501. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allahim! Muhammed ailesine ancak yetecek kadar rızık İhsan et!" (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).
Bazı rivayetlerde "dünyada" ziyadesi vardır. Yani; "Muhammed ailesine dünyada ancak yetecek kadar rızik ihsan et" şeklindedir. Salebi tefsirinde "Muhammed ailesinden" maksadın, ona tâbi olanlar olduğu görüşündedir.
Hadisimiz, kişinin kendisi İçin Allah'tan yiyecek içecek İstemesinin caiz olduğuna delildir. Allah'ın fazlı, lütfü çok da olsa, böyle "yeterli olacak kadar" istemekte bir beis yoktur. Tabii ki bu nübüvvet makamıdır. Hadisten, Rasülullah'in fakirliği istediği anlaşılmamalıdır. Çünkü fakirlik e! açtırdığı, kişinin fikrini meşgul ettiği için Rasûlulİah bundan Allah'a sığınmıştır. Yine hadisimiz zenginliğe de mâni değildir. Zira helâlinden kazanıldığı müddetçe zenginlik caizdir. Zenginliği ile iyilik yapan, şükredip isyan etmeyen kişiler öğülmüştür.[/b]
503. Muhammed b. Sîrîn'den rivayet edildiğine göre Ebu Hüreyre (r.a) şöyle demiştir; "Bir gün kendimi Rasûlullah'ın minberi ile Âişe'nİn odası arasında baygın olarak yere yığılmış gördüm. Gelip geçen ayağı ile boynuma basıyor ve beni delirmiş görüyordu, oysa delirmiş değildim, açlıktan başka bir şeyim yoktu" (Buhârî rivayet etmiştir).
îbn Şîrîn, tâbiîndendir. Âbid bir zattır. 110 hicrîde vefat etmiştir. Kendisinden 6 hadis rivayet edilmiştir. Hadisin öncesi şöyledir: "Biz Ebu Hüreyre'nin yanında idik. O ketenden iki parça elbise giymiş ve titriyordu. Şöyle dedi: Aferin, aferin! Ebu Hüreyre keten elbiseler içinde titriyor. Kendimi birgün Rasûlullah'ın minberi ile Âişe'nin odası arasında baygın olarak yere yığılmış gördüm...'. Hadisimiz, ashab-ı kiramın duçar olduğu açlık karşısındaki sabırlarına delildir. İnsanlara bu halde dahi el açmıyorlar, hallerini şikayet etmiyorlardı. Hâllerini anlatmaları bile şikayet amacı ile değil, sonrakilerin örnek almaları içindir. Sahabîler fakirlikten çok, azdıran, hakkı unutturan zenginlikten sakınmışlardır
509. Imran b. Husayn'dan (na) Rasûlullah'm (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "En hayırlılarınız benim çağdaşlarımda, sonra onları takib edenler, sonra da onların ardından gelenlerdir". Hadisi rivayet eden İmran "Peygamberimizin sonra da onların ardından gelenler" ifadesini iki defa mı, yoksa üç defa mı kullandığını hatırlamıyorum" diyor. Peygamberimiz devamla şöyle diyor: "Sonra öyle kavim gelir ki, kendilerinden şahitlik istenmediği halde şahidlik yaparlar, hıyanet ederler de kendilerine güvenilmez, adak adarlar da yerine getirmezler, yiyip içmekten başka düşünceleri olmadığından, onlarda şişmanlık görülmeye başlanır". (Buharı ve Müslim rivayet etmişlerdir).
İbn Tina "Benim çağdaşlarım tabirinin manası, benim ashabım demektir. Maksad, Rasûlullah'ı gören veya sözünü işitenlerdir" dî-yor. Ulema "kam" kelimesinin üzerinde çok değişik sözler söylemişlerdir. Bazılarına göre kam yüz senedir. Bazıları seksen, diğerleri kırk, altmış v.b. sene olduğunu söyleyenler de vardır.
Rivayetlerin hepsi gözönüne alınınca anlaşılıyor ki, müslümanların yaşadıkları devirlerdir. En hayırlı devirler, sahabe tabiîn ve tebei tabiîn devirleridir. Bir rivayette bu üç devirden sonra yalanın alıp yürüyeceği bildirilmiştir.
Bu devirden sonra, çağrılmadan mahkemeye gelip şahitlik yapacak insanlar zuhur edeceği, bunların bazısının evvelâ şahidlik yapıp, sonra yemin edeceği, nezirlerine riayet etmeyecekleri gibi şeyler bu insanları zemmetmektedir. Zira bunlar dinen makbul şeyler değildir. el-Hanzalî "Biz çocukken ahid ve şehadetlerden bizi men ederlerdi"'demiştir. Bundan maksad, "Allah'a andolsun", "Allah'a söz veriyorum", "Allah şahidim olsun" gibi sözlerdir. Yani bir kimse bir şey yapacağına söz verirken bunları kullanmamalıdır. Çocuklara yasak edilmesi, bunu âdet edinip eğri veya doğru her şeye yemin etmesinler diyedir.
Semizlikten maksad, şişmanların çok olmasıdır. Yoksa bütün insanların şİşmanlıyacağını haber vermek değildir. Burada hor görülen şişmanlık kasten besleyici şeyler yiyerek semizlemektir. Yaratılıştan şişman olanlar bu hükme dahil değildirler. Bazıları buradaki semizlikten, mal toplamak kastedildiğini, birtakımları da elinde olmadığı halde bir şeyi varmış gibi göstererek kendini şerefli ve İtibarlı saymak manasına geldiğini söylemişlerdir.
Hadisimiz ayrıca, emanete hıyanetin haramliğına ve ahde vefa göstermenin vücubuna delildir.
511. Ubeydullah b. Mıhsan el-Ensârî el-Hatmî'den (ra) Rasûlullah'm (sa) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "İçinizden biri can ve mal güvenliği içinde, vücut sağlığına ve günlük geçimine sahip olarak sabaha kavuşursa, dünyanın tümü kendisine bağışlanmış gibidir". (Tirmizî rivayet etmiş ve hadis hasendir demiştir)
Kişiye dünyalık olarak vücut sağlığı, emniyet ve kâfi derecede mal yeter. Bu vasıflara sahip kişi şükretmelidir. Çok dünya malının genelde şükrü eda edilemez. Malı veren Allah'ın hakkı ödenemez. Sonuç olarak da mal toplama hırsı kişiyi Allah'tan uzaklaştırır. Az miktarla geçimi sağlamak, uzun emellerden uzak durmak, bol bol infakta bulunmak Allah Rasûlü'nün örnek ahlâkındandır.
512. Abdullah b. Arar b. Âs'dan (r.a) Rasûlullah'm (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Müslüman olup da rızkı geçimine yetecek kadar olan ve Allah'ın verdiğine kanaat eden kimse felaha erişmiştir". (Müslim rivayet etmiştir). [44] Hayırların başı, kişinin müslüman olmasıdır. Salih amellerin kıymeti, değeri müslüman olduktan sonra geçerlidir. İslâm'ı kabul etmeyenin amellerinin hiçbir değeri yoktur. Hadiste "Rızkı geçimine yetecek kadar olan" ibaresi ile kâfi miktar kastedilmiştir. Fakirlik ve zenginlik bu ölçünün dışındadır. Zira fakirlik ve zenginliğin çeşitli zararları mevcuttur. Din bakımından zenginliğin, dünya açısından ise fakirliğin zararı büyüktür. Kurtubî hadisin manası şöyledir, der: "Kime islâmiyet, kâfi miktar rızık ve kanaat verilmişse, o umduğuna nail olur, iki cihanda saadete erer".
513. Ebu Muhammed Fadâle b. Ubeyd eI-Ensârî'nin (na) RasûIuİlah'ı (sa) şöyle buyururken işittiği rivayet edilmektedir: "İslâm'ı kabul edip de, geçimi günlük ihtiyaçlarını karşılayacak kadar olana ne mutlu!" (Tirmizî rivayet etmiş ve hadis hasen-sahihtir, demİştir).
Ebu Muhammed çeşitli gazalara katılmış bir sahabîdir. Mısır'ın fethinde de bulunmuş, Şam'a yerleşmiş, Muaviye'nin halifeliğinde oranın valisi olmuştur. RasuIuIlah'tan 50 hadis rivayet etmiştir. Şam'da (Dımeşk) hicri 43 yılında vefat etmiştir. Hadisimiz, kişinin İslâm'ı din olarak seçişinin yüceliğine işaret etmektedir. Zira Allah katında müslümanın amellerine ahİrette kıymet verilecektir. Müslüman olmayanın, yaptığı amellerine karşı ahirete ait bir beklentisi yoktur.
Müslümanın fikrini meşgul eden sey günlük ihtiyacıdır. Zira ölmeyecekmiş gibi kasaları ve keseleri doldurmayı düşünmez. Kâfi miktar rızkını temin ettikten sonra, ibadetini, taatını huşu içinde yapar. Bu hal ona hem huzur içinde ibadet etme bahtiyarlığı sağlar, hem de fazla malın şerrinden korunmuş olur. Bu sebeple Peygamberimiz halis mü'min olarak yeterince mala sahip olan ümmetini methetmiştir.
515. Fadâle b. Ubeyd'den (r.a) rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) namaz kıldırırken bazıları -onlar ehl-i suffedir- halsizlikden dolayı ayakta duramayıp yere yıkılırlardı, öyle ki taşradan gelen araplar bunlar delirdi derlerdi. Peygamberimiz de namazdan sonra onların yanına giderek şöyle derdi: "Allah katındaki derecenizi bilseniz, daha çok açlık ve yoklukla karşılaşmak isterdiniz'. (Tirmizî rivayet etmiş ve hadis sahihtir demiştir).[50]
Hadisimiz, sahabîlerin çoğu zaman, kâfi derecede bile gıda almadığına delildir. Bu hal onlan İbadetlerinden uzaklaştırmıyor, sabır içinde ibadete devam ediyorlardı. Sabırlarına karşılık Rasülullah onları ahiret nimetleri ile müjdelemiştir. Bir hadisinde de Rasûlullah: "Allah Teâlâ; "Salih kullanma gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve hiçbir kimsenin hatırına gelmeyen Şeyler hazırladım" buyurmuştur" der. Rasûlullah'ın ashabına müjdeler vermesi, onlan fakirliğe teşvik değildir. Aksine, Allah'ın ahirette onlara hazırladıklarının bu dünyada insanlara verilenden daha hayırlı olduğunu bildirmiştir. Hem dünyadakiler geçici, ahirettekiler İse ebedîdir. Bunlar hatırlatılarak ashabın sabn artırılmıştır. Tıp kitaplarında, "Tedavisi olmayan hastalık nedir?" sorusuna "Yemek üstüne yemektir"cevabı verilmiştir. Hastalıkların çoğunun asın yemekten kaynaklandığı söylenmektedir. Kâfi olandan fazla yemeğin de ruhu sıkıştırdığı söylenmektedir. Fazla yemeğin çok su içmeyi, onun da gafleti doğurduğu bilinmektedir.
516. Ebu Kerime Mikdâm b. Ma'dîkerib'den (ra) Ra&ûluIIah'ı (s.a) şöyle buyururken işittiği rivayet edilmiştir; "Ademoğlu, midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. Birkaç lokma belini dik tutmaya yeter. Daha fazla yemesi gerekiyorsa midesinin üçte birini yemeğe, üçte biriniiçmeğe ve diğer üçte birini de nefes alıp vermeye ayırmalıdır". (Tirmizî rivayet etmiş ve hadis hasendir demiştir).[52] 517. Ebu Ümame lyas b. Sa'lebe el-Ensârî el-Hârisî (r.a) der ki: Bir gün sahabîler Peygamberimizin yanında dünyadan bahsettiler. O da şöyle buyurdu: "Duymuyor musunuz? Duymuyor musunuz? Sade hayat îmandandır, sade hayat îmandandır". (Ebu Dâvud rivayet etmiştir).[54]
İlk devir müslümanlan sade hayat yaşarlardı. Giydikleri elbiseler ve yedikleri yemeklerle böbürlenmezlerdi. Böyle yapanları hor hakir görürlerdi. Şimdi İse, kalpleri kasvet kaplamış, kişiler dünya zînetine rağbet eder olmuşlardır.
Hadisimizde, basit bir hayata teşvik vardır. Dünya nîmetlerine dalmak genelde kişinin amelinde kemâle erişmesine mâni olur. Dünya hırsı, kişinin nefsi ile, malı ile cİhad etme azmini zayıflatır. Dünyaya olan muhabbet, ahiret için olsa ve o şiddetle vaciplerin edasına koşulsa daha güzel olur. Ahirete yönelmek, îman alâmetlerindendir